Kayıtlar

ANKET ÇILGINI

Resim
“Zırrrr” layan alarmı gözlerini bile açmadan el yordamıyla bulup kapattı.”Kendi kendime uyanmayı çok özledim” diye mırıldandı çatallaşmış sesiyle. En son ne zaman öyle olmuştu sahi?  Gözleri kapalı oturdu yatağında uykusunun açılmasını bekleyerek.Hayatının en rahat zamanlarında bile ya karnı patlayacakmış gibi bir hisle uyanıp lavaboya koşuyordu. Ya da Yatağını pencere kenarına yerleştirip gökyüzünü izleyerek uyumak gibi bir huyu vardı ki  sabah olunca açık bıraktığı perdeden gelen güneş yüzüne çarparak uyandırıyordu. Herşey yolunda gitse güneş ve karın ağrısı uyandırmasa bile “saat 9 oldu kalk artık öğlen oldu öğlen ” diye seslenen bir uyandırıcı meleği vardı.Ve çok iyi biliyordu ki ev kurallarına göre saat 8:15 dan sonra bütün saatlere 9 denir. 9:15 se  10  Arkasından ses tonu sertleşir “su dökeceğim üstüne, yere düşüreceğim seni “ gibi asılsız tehditlerle harmanlanır. Üniversitedeki vize saatlerini dile getirmeye gerek yok zaten.Tan yerinin ağardığına şahit olmuşt...

YAĞMUR DAMLASI

Resim
Yağmur damlaları varlığından haberdar etmek istercesine pencereme tıklatıyor.Dışarıda en sevdiğim toprak  kokusu.Çocuklar koşturuyor yağmur damlalarını yakalamak için.Anneleri  durdurmak için çaba sarfediyor lakin boşa olduğunu görünce seyre dalıyor çocukları. Çiftçi Hasan Amca sevincinden yerinde duramıyor “Bereket yağıyor bereket” diye haykırışlarını duyar gibiyim.Komşu Fidan hanım ıslanan çamaşırların derdine düşüyor.Saliha hanım da”Camları yenice silmiştim”diye hayıflanıyor. “Sobaya bir odun daha koy da ısınalım hanım”diyor Ali bey.Ne klimayla ne kaloriferle ısınamadığını ısrarla tekrarlayarak.Site de tek sobalı ev olarak geçimsiz daire sahibi diye kaydediyor site yönetimi.Ali Bey ise“Ne anlar şehirli insanı sobadan”diye söylenip duruyor . Ben de katılıyorum görüşüne sessizce.Kafamdaki sesler muhabbete başlıyor.Ev hanımı olan ses atılıyor: “ Şehirli köylü ayrımından değil sobanın külfetinden rafa kaldırıldı.Bilmem kaçıncı kata odunları çıkartacaksın,binbir uğraşıyl...

Hatır Gönül Saymak

Resim
80 yaşında bir teyze beli bükülmüş, eli değnekli usul usul ilerledi.Acele etmek istiyordu ama tükenen ayakları biraz da yaşlılığı hızlanmasına izin vermedi. “Hadi ama seni yaşlı ebe.gençliğinde seke seke koştuğun vakitleri ne çabuk unuttun ? Hızlan biraz.Geç kalacaksın yoksa.“ diye söylendi yüksek sesle. Sokaktakiler dikkatlice süzüyordu bu ayağı şalvarlı, beyaz tülbentli nineyi.Taşradan çıkıp gelmiş gibiydi.Ayağındaki mavi lastik ayakkabılar hâlâ üretiliyor muydu demek ?Ne işi vardı bu ninenin taş binaların, kıvrak trafiklerin arasında ? Bütün bu imâlı bakışların ifade ettiği anlamı çok iyi biliyordu beyaz tülbentli nine.Aldırış etmeden ilerledi.Önü begonvilli gri bina sonunda görünmüştü.”Hah işte burası olmalı, dedi.Ne kadar da değişmişti her yer.Elindeki çanta da ağırlaşmaya başlamıştı iyice. Merdivenleri tırmandı trabzanlara tutunarak.Kapı girişinde Karşılaştığı gençten onu 12. Kata çıkarmasını istedi.Asansöre binmeyi oldum olası sevmemişti.Hep bi içini ürkütürdü.Ama başka da çares...

UÇMA VAKTİ

Resim
  Selamlar.Mutlu huzurlu pazarlar. Bu evimde son pazarım :) bir yazı yazıp ölümsüzleştirmek istedim.Haftaya düğünüm var.Hayat serüvenim iki kişilik ve Farklı bir ülkede devam edeceği için duygu karmaşası içerisindeyim. 24 yaşına geldim.Kaç yoldan geçtim, kaç insanla tanıştım, kaç uçurumdan düştüm, sayısız ağladım, hesapsız güldüm. İnatçılığım ve aceleciliğimden çok çektim :)  Nerdeydim?Nereye gitmek istiyordum ? Hayat beni nereye getirdi ?  Bu 3 soru Her insanın ara ara durup cevabını bulmasını gereken sorular. Çünkü başladığı yolda karşılaştığı zorluklar, beklenmedik olaylar, yolun sonunda Farklı bir noktaya getirebiliyor insanı. #ben küçükken “yazardım” isimli blogda geçen şu cümleler beni çok etkiledi. “Ben küçükken yazardım.Sonra büyüdüm o yanım kayboldu.” Kaybolan ne kadar çok yanımız var oysa.Unutup gittiğimiz . Ben de küçükken yazardım.İlkokul ve ortaokul döneminde kompozisyon şiir yarışmalarına beni gönderirlerdi.Dereceye girmeden de gelmezdim.Bir keresinde çevrey...

KAVGAYI KAYBETMEK

Resim
 Yıl 2001. Bir boks karşılaşması var ekranlarda.Herkes nefesini tutmuş izliyor.İki güçlü rakibin karşılaşması bu.Bakalım kim kazanacak.3 dakikalık 15 raunt. “Gong” sesiyle başlıyor karşılaşma.yumruklar havada uçuşuyor.Direkt vuruş, savunma,sağ vuruş...spiker heyecanla sunuyor ringde yaşananları....Derken rakiplerden biri yere düşüyor aldığı yumruk darbesiyle....Hakim saymaya başlıyor 1-2-3 kalkıyor yere düşen adam.Tekrar darbe alıyor sonra tekrar... -Vursana ya sende.Neden savunma yapıyorsun sadece ?Geçirsene yumruğunu..diye bağırıyor delikanlı. O zaman dikkatimi çekiyor.Boksörlerden biri sadece savunma yapıyor.Vurabilecek gücü varken vurmuyor.Kendini gelen yumruklardan koruyor sadece. -Güçsüz bu adam.Yenilecek zaten niye girmiş ki bu karşılaşmaya ?diyor meraklı küçük sıkılarak.Maçın bitmesi için dua ediyor gizlice yoksa Red KİT i izleyemeyecek. Ve maçın son anları.Nefesler tutuluyor.Odadan çıt çıkmıyor.Savaşan boksör diğerini yere yatırmak üzere..son anda beklenmedik bir hamle gel...

MAKRO İFADELER

Resim
 Biliyor musun Vera, geceleri defalarca uyanıyorum.Tik tak diye seslenen saate, pencereme dokunan rüzgara, sokaktan geçen araba  seslerine...Ağacından ayrılıp yere kendini usulca bırakan yaprağın sesine bile uyanıyorum.Oysa ne ağır uykum vardı.”Top patlasa haberimin olmayacağı “türden. İnsanın yaşı ilerledikçe duyma yetisinin azalması gerekmez miydi ? O halde neden bu anlamsız sesleri duyup uyanışlarım ? “Kafamın içindeki sesleri susturuncaya kadar yürüyeceğim “der saatlerce yürürdün.Geldiğinde mutlu Mesut devam ederdin hayatına.Hatırlıyorum da Bi kere sana eşlik etmek istemiştim ve ilk saatin sonunda pes etmiştim. Şimdi anlıyorum da beni uyandıran da kafamdaki seslerin birbiriyle olan kavgası galiba.İçten içe yer edinmiş kırgınlıklarım, kabul ettiğim ama hak vermediğim yaşanmışlıklarım,saygısızlık etmemek için sustuklarım... Belki de çocukken annemin almaya güç yetiremediği kırmızı sandaletlerin acısıdır uyandıran.Ya da elimden kaçıp ağaca takılıp sonra da patlayan balona ola...

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 55

Resim
Ağaç Ev Sohbetlerimiz devam ediyor. Bu haftanın konusu Manxcat'ten. O da ağaç ev sohbetlerini sevenlerden zaten. http://nurruyakara.blogspot.com/2020/09/agac-ev-sohbetleri-55.html Parayla saadet olur mu olmaz mı? Birileri h er şeyin başı sağlık mevzusuna bağlamadan önce belirteyim, sağlığımız yerinde ve paramız var :) Mutlu olmaya yeter mi yetmez mi? Bana göre bu sorunun cevabı 2 cümle “Para olmadan huzur olmaz.Parayla da mutluluk satın alınamaz.” İlk cümleden başlayalım incelemeye. Eskilerin bir temennisi vardır “Huzurun olsun da para olmasa da olur” diye.Eski zamanda kalmış o tencerede pişirir, kapağında yeriz cümleleri.Ne yazık ki bu sözler günümüzde büyüsünü kaybetti.Huzurunun olması için paranın olması lazım. Birçoğumuz tanık olmuşuzdur  - Neden İntihar ediyorsun ? diye sorulan baba  -Manavın önünden geçerken çocuğumun istediği meyveyi alamıyorum.Bu en büyük intihar sebebi değil midir ? diye cevap veriyordu. Ya da şu Pandemi döneminde bile saat 6:30 da çıkın sokağa, mahşe...